26 Şubat 2012 Pazar

HASAN HÜSEYİN KORKMAZGİL'İ UĞURLARKEN... ORADAYDIM...


"İncecikti,
Gül dalıydı,
Dokunsam kırılacaktı,
Dokunmadım,
Kurudu".. Hasan Hüseyin KORKMAZGİL...

Onu kaybedeli tam 28 yıl olmuş.. Şair, Hasan Hüseyin KORKMAZGİL'den sözediyorum.. Önceleri yalnızca hayran olduğum şiirlerinden tanıdığım Hasan Ağabey'le, Basın Halkla İlişkiler Danışmanlığını üstlendiğim, kendi Sanat, Kültür Merkezimiz (Ankara) SANATEVİ'nin faaliyette olduğu dönemde tanışma, arkadaş olma şansı bulmuştum.. Harika şairliğinin yanısıra da, harika bir insandı.. Sevgi dolu, duyarlı, coşkulu, sıcacık bir dosttu.. Üstelik çok yakışıklı bir adamdı.. Enine boyuna, hani derler ya, "aslan gibi" diye öyle bir erkekti.. Aslan gibi denilmesinin bir sebebi de, o gür ve tıpkı aslan yelesine benzeyen bembeyaz saçlarıydı..
Hasan Ağabey'le en son ortak bir arkadaşımızın cenaze töreninde, onun mezarı başında birlikteydik. Erken yaşta kaybettiğimiz arkadaşımıza çok üzülmüştü ve bu üzüntüsü acılı bakışlarında tüm açıklığıyla görünüyordu.. Yanımdaydı, mezar başındaydık ve o sanki donmuş gibi bakıyordu boşluğa.. O görüntüsü, o aslan yelesi saçları ve yakışıklılığı belleğime kazındı ve öylece kaldı.. Bu Hasan ağabeyi sağlıklı olarak son görüşümdü.. Daha sonra o herkesin bildiği rahatsızlık süreci başladı ve onu kaybettik..


Uğurlama Töreni 12.Eylül.1980 Darbesinden birkaç yıl sonrasına denk gelmişti.. Yaşadığımız korkunç ve acı yıllardan sonra ilk kez binlerce insan biraraya gelmiş ve tüm bu acı olaylara karşı sessiz bir protesto gösterisi sergilemişti.. Kalabalık çok yoğundu.. O günler, 3-5 kişinin bile biraraya gelmekten korktuğu, gelirse de, takibata uğradığı günlerdi. Ama darbeden sonra ilk defa, meydanlara sığmayan kalabalık camiden Karşıyaka mezarlığına kadar sessizce ama dimdik ve kararlı bir şekilde yürüdü.. Acı, hüzün ve öfkenin görüntüsü o kadar belirgindi ki, sanki bütün bu duygular ayaklanmış yürüyordu.. Mezarlığa vardığımız zaman Hasan Ağabey'in tabutunun üzerine Ay yıldızlı bayrağımızı örttüler.. Veee çok büyük bir suç işlemiş!! oldular.. Birara Hasan Ağabeyin mezarına yakın bir yerde Ünlü Boksör Celal SANDAL'ı gördüm ve şöyle düşündüm: "Herhalde onun da, bir kaybı var".. Oysa yanılmıştım.. Başından beri farkedemediğim bir şey vardı.. Ortalık polis kaynıyordu ve Celal SANDAL da, bir polis olduğu için görevli olarak orada bulunuyordu..

Defin işlemi tamamlandı. Bu arada ben de, mezarlığın kapısına yakın bir yerde parketmiş arabalardan birinin üstüne koyduğum Hasan Hüseyin KORKMAZGİL posterlerini dağıtıyordum törene gelenlere.. Birden o ana kadar farkedemediğim polisler, rastgele törendekileri gözaltına almaya başladı.. Meğer, üstüne posterleri koyduğum araba da, polislere aitmiş... Benim önümde o arabalara insanları zorla bindirmeye başladılar.. Bu arada Hasan ağabeyin sevgili eşi Azime Teyze telaşla geldi ve müdahale etti: "Ben eşiyim, neler oluyor?" diye.. Polisler onu da, arabaya bindirdiler ve yanıt verdiler: "Tabutun üstüne Türk Bayrağı örttünüz".. Yani bunu yapanlar çok büyük bir suç işlemişlerdi ve onlara da, gelen binlerce insana da, hadleri bildirilmeliydi, gözleri fena halde korkutulmalıydı.. Amaç buydu ve on'larca insan arabalara tıkıştırıldı, götürüldü.. Diğer yanda töreni organize eden, ressam ve heykeltraş Mükremin MUNGAN kendisini paralıyor, "Neler oluyor?, Neden insanları topluyorsunuz?" diye sorular sorup duruyordu.. Tabii bir arabaya da, o bindirildi.. Ben donmuş gibi olanları izlerken Sevgili Dostum Gazeteci Mustafa EKMEKÇİ yanıma geldi; elinde herzaman yanında taşıdığı not defteri ve kalemiyle.. "Emelciğim en yakında sen vardın, neler oldu? kimleri götürdüler?" diye benden bilgi almaya çalışıyordu, ışıklar içinde uyusun.. Gördüklerimi, gözümün önünde yaşanan şiddeti, hoyratlığı elimden geldiğince ona aktarmaya çalıştım.. Hemen sonrasında da, nereye götürüldüklerini bilmediğimiz arkadaşlarımızın akıbetini öğrenmek ve olayları takip etmek için birkaç arkadaş doğruca Cumhuriyet Gazetesine Sevgili Jülide GÜLİZAR'ın yanına gittik..(O da, ışıklar içinde uyusun).. Gazeteden Emniyet Genel Müdürlüğüne telefonlar açıldı, sorular soruldu ve sonunda aynı günün akşamı serbest bırakıldı arkadaşlarımız..

İşte böyle Hasan Ağabey.. Senin arkandan bunlar yaşandı.. Olsun.. Zaten biz de, sen de, bu ülkede neler yaşamadık ki.. Sana minnettarım.. Bıraktığın o harika şiirler için.. Ve bana seni tanıma, arkadaşın olma şansı verdiğin için.. Yıldızlar yağsın üzerine..

Tarihe kayıt düşmek ve sizlerle paylaşmak istedim.. Görüşürüz..