20 Nisan 2012 Cuma

FIKRA GİBİ ÖYKÜ 8.. "BENİ BUNUNLA GÖTÜRMESİNLER"..

"Bu anıyı yazdığım zaman Sevgili Nurten Teyzem yaşıyordu.. Ama artık yok..Onu kaybettim..Yıldızlar yağsın üzerine"..

Başlıktaki sözler benim manevi teyzeme ait. Neden söylediğini de, anlatacağım şimdi..
Benim çocukluk yıllarım.. Ailecek Ankara'dayız.. Babacığım Yedek subaylığını yapmak için kur'ada Ankara'yı çekmiş.. Uzun zaman askerlik yapacağı için de, ailemizi Alanya'dan Ankara'ya taşımış. Yanımızda da, memleketlimiz sevgili Nurten teyzem var. O da, bizimle gelmiş. Çünkü hem annem, hem babam çalıştığı için kardeşim ve benimle ilgilenmek de, ona kalmış..

İşte bu nedenle Nurten teyzem yıllarca bize baktı, bizi büyüttü.. O kadar iyi bir kadındı ki.. Kardeşim de, ben de, onu öz teyzemiz gibi severdik.. Bir köylü kadınıydı. Hiç okula gitmemişti.. Okuma yazma bile öğrenenememişti.. Kısacası son derece cahil ve bilgisiz bir kadındı.. Öyle ki, sayısal birşey hesaplıyorsa, saymaya el parmaklarından başlar, ellerindeki parmaklar bittikten sonra da, çorabını çıkardığı gibi ayak parmaklarıyla saymaya devam ederdi.. İlk defa Alanya'nın bir köyünden çıkmış ve ülkenin Başkent'ine gelmişti.. Bu değişiklik onun için çok büyük bir aşamaydı.. Herşeye şaşkınlıkla bakıyordu..

Birgün, annemle birlikte sokakta yürürlerken bir cenaze arabası geçiyor caddeden.. Bilirsiniz cenaze arabaları kenarlarında saçaklar filan süslü püslü arabalardır.. Musalla taşındaki kısacık saltanatımızdan olsa gerek.. Nurten teyzem de, bu süslü arabayı görünce merak ediyor ve anneme soruyor:

- Abla bu ne?.. Annem cevap veriyor:
- Cenaze arabası.. Nurtem teyzem tam anlayamamış ne olduğunu sormayı sürdürüyor:
- Ne yapıyorlar bu arabayla?.. Annem yine yanıtlıyor:
- İnsanlar ölünce, cenazeyi defnetmeye bu arabayla mezarlığa götürüyorlar..

Bu cevap üzerine Nurten teyzem duruyor, şöyle bir düşünüyor ve telaşla söyleniyor:
- Abla, sakın ben ölünce beni bu arabalarla mezarlığa götürmeyin!!..
Annem Nurten teyzemin bu telaşına ve söylediklerine bir anlam veremediği için soruyor:
- Neden?..
Cevap müthiş!!..
- Bizim köyde biri öldüğü zaman sırtlarlar cenazeyi, mezarlığa götürür, gömerler.. Mezarlığa gidene kadar, insan gömülmeden önce iki yanını görür, manzarayı seyreder.. Bu arabalarla beş dakikada varırsın mezara. Hiçbir şey de, göremezsin!!..

Işıklar içinde uyusun, anneciğim anlatmıştı...
Aklıma geldikçe hala gülerim, katıla katıla..



Böylesine saf olan Nurten teyzem kendi ailesini kurduktan sonra hep birlikte yurt dışına gittiler ve uzun yıllar orada yaşadılar.. Okuma yazma bile bilmeyen Teyzem İngilizce okumayı yazmayı dahi öğrendi..

Halen Antalya'da yaşıyor ve iyi.... Dilerim bu yazıyı okumaz...... Görüşürüz...

10 Nisan 2012 Salı

GEÇMİŞTEN ÇOK ÖZEL BİR ANI DAHA.. MERHABA ASAF KOÇAK..



Yoğun bir çalışmanın ortasında odamın kapısı çalındı ve içeri güleryüzlü genç bir adam girdi.. Elinde bir dosya vardı. Dosyada da, kendi çalışmalarından örnekler bulunuyordu.. Genç adam bir Karikatürist'ti ve Sahibi olduğumuz Sanat, Kültür Merkezi SANATEVİ (ANKARA)'nın Sanat Galerisinde sergi açmak istiyordu. Galerimiz çok sayıda kişi tarafından ziyaret ediliyordu ve bu nedenle de, sergi açma talepleri son derece fazlaydı..

Galeriyi ben yönetiyordum.. Onun için de, karikatür Sanatçısı, çalışmalarından örnekler getirerek, sergi açma talebini bana iletmişti.. Biraz oturduk, konuştuk.. Beş Yıldır Karikatür çiziyordu ama bu ilk sergi açma teşebbüsüydü.. Çalışmalarını aldım ve kendisini daha sonra haberdar edeceğimi söyleyerek yolcu ettim.. O yıllarda Öğretmenlik yapıyordu ve Ankara dışındaydı.. Yani onu bir mektupla bilgilendirmek durumundaydım.. Adresini bıraktı ve gitti..

Sanatevi Sanat Galerisinin değerli bir Sanat Danışmanı vardı.. Plastik Sanatlar Eleştirmeni Profesör Kaya ÖZSEZGİN'in önermeleri, tavsiyeleri doğrultusunda ve onun gözetiminde açılıyordu galeride sergiler.. Doğal olarak bu karikatür sergisi için de, Prof.Kaya ÖZSEZGİN'e danışmam ve onun onayını almam gerekiyordu..

Sanatçının bana bıraktığı örnekleri Prof.Kaya ÖZSEZGİN'e gösterdim ve fikrini sordum.. Kaya bey tereddüt etti.. Çünkü uzmanlık alanı Resimdi, Plastik sanatlardı. Çizgi, Karikatür onun konusu değildi.. Ama sanatçıya da, bir yanıt vermek zorundaydık.. Kaya beyin bakışlarından karikatürleri beğenmediğini, acemice bulduğunu hissetmiştim..
-Bence sergi isteğini kabul etmeyelim; dedi..

Sergi başvurusunda bulunan sanatçıya bu olumsuz yanıtı vermek de, bana düşüyordu tabii.. Kendisine bir mektup yazdım.. Elimden geldiğince onu üzmeyecek, incitmeyecek bir şekilde, talebinin reddedildiğini anlatmaya çalıştım.. Galeri programının çok dolu olduğunu, kendisini daha sonraları daha iyi çalışmalarıyla galerimizde görmek istediğimizi filan söyledim..

Çok kısa bir süre sonra, bizden olumsuz yanıt alan sanatçı, o zaman adı Sanat Sevenler Derneği olan Sanat Kurumu'nun Sanat Galerisinde sergi açtı.. Ama bizim Galerimizde hiç sergisi olamadı ne yazık ki..

Aradan 4 yıl geçmişti.. SANATEVİ'miz maddi manevi bir sürü zorluğa, baskılara dayanamamış ve çalışmalarına son vermişti.. Ben de, artık gazetecilik yapıyordum..

Birgün bir Kafe'ye girerken omuzumda bir el hissettim. Döndüm baktım, karşımda gülen yüzüyle, genç, sakallı bir adam duruyordu ve ben kendisini hiç tanımıyordum.. Onu tanıyamadığımı farketti ve şöyle dedi: "Siz beni tanımıyorsunuz ama ben sizi hiç unutmadım".. Sonra kendisini hatırlattı.. Yıllar önce ilk sergisini açmak için bana başvuran Karikatürist Asaf KOÇAK'tı.. Bizim Galerimizde sergi açamamıştı ama geçen yıllar içerisinde kişisel ve karma 12 sergi açmıştı.. Cumhuriyet Gazetesi, Bilim ve Sanat Dergisi, Günaydın Gazetesi, Yarın Sanat Dergisi gibi bir çok yayın organında karikatürleri yayınlanan ve 2 ödül alan ünlü bir karikatüristti o artık..

O gün bana söylediği bir şey vardı ki, hala anılarımın arasında, çok özel bir yerde saklarım bu sözleri.. Şöyle demişti: "Bana bir mektup yazmıştınız.. O mektubu hala saklıyorum.. Çünkü o mektup bana inanılmaz bir itici güç oldu.. Daha çok çalıştım ve kendimi geliştirdim. Eğer, bugün tanınan, bilinen, aranan bir karikatür sanatçısıysam, bunu size ve o mektuba borçluyum"..

Düşünebiliyor musunuz?, benim, nasıl kırmam, incitmem diye sıkılarak yazdığım sergi talebinin reddedildiğine ilişkin o mektup böyle bir işlev görmüştü, Asaf'ın dediğine göre.. Kendisini hatırlattığı zaman çok utanmıştım ama bu söylediklerinden sonra, doğrusu nutkum tutuldu, hiçbir şey diyemedim.

Sonraki yıllarda Sevgili Asaf iyi bir dostum oldu.. Bazı Tiyatro oyunlarında birlikte çalıştık.. Oyunun afişleri onun usta çizgileriyle oluştu örneğin.. Benim dışımda çevremizdeki hemen herkesin karikatürünü çizdi. Ama nedense yalnız benim karikatürümü hiç çizmedi..

Sivas'dan, Madımak Otelinden, memleketi Yozgat'ın Yerköy İlçesine götürdüler onu.. Şimdi orada.. Tepesinde bir ağaç olmalı.. Gittim.. Ziyaret ettim sevgili arkadaşımı.. Ama işte.. Hepsi bu.. Gerisi;
çaresizlik...
"Sevgili Asaf, selam olsun sana.. Bak işte hepimiz sana gelmiştik o gün.. O gün orada kimler yoktu ki.. İnan seni seven herkes seninleydi.. Ve biliyor musun? O gün de, bu gün de, yüreğimiz hala kanıyor.. Bir gün kimbilir, görüşürüz belki"..................

Sizlerle de, görüşürüz......

..............................................

.......Sonra onlar, çılgınlık bitip sürü dağılınca,
       Yapayalnız gecelerde durgun ve dilsiz,
       Yastıklara çivili,  bir mızıka sesiyle uyanmazlar mı,
       Asaf'ın ateşlere karşı çaldığı!!.. ŞÜKRÜ ERBAŞ......